Sayaç

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Ah Ulan Ayrılık Bir Tek Seninle Ayrılamadık.

. . .

Eksik hissediyorum kendimi. Bir saat düşün mesela, Akrepsiz, yelkovansız.
Bozulan psikolojiyle gelen dertler. Kimliğimi kişiliksiz bıraktı. Aklımı başsız, gözümü yaşlı.
Hep düşünüyorum. Ben böyle biri değildim diye. Peki kimdim? Kimi oynuyordum bu hayatta.
Her gece ağlayıp, sızlayıp, O gecenin sabahında hiç bir şey olmamış gibi davranan, İkiyüzlünün tekini oynuyordum.
Ruhum bedenime dar geliyor. Veya bu dünyaya fazla gibiyim.
Kısacası beni özledim.
Gerçekten gülebildiğim günleri.
İnsanlar bu dünyada bağımlı yaşarlar bir şeyler. Kimi gidenine. Kimi yanındakine. Kimi ise kavuşamadığına. Hasret yaşarlar insanlar. İnsanlara...
Eğer bir insan bir insana hasret kalmışsa, Normal bir şeydir bu.
Fakat bir insan kendini özlüyor ise, Şu demektir ki;
Milyonlarca insan çok az geliyor bir insana. Düşünsene. 7 milyar nüfuslu bir dünya. Ve sen birin desin bu 7 milyarın. 7 milyar insan varken, Hasretsin sen... Yaslanacak bir omza. Hayretlerdesin, yaşlanacak bedenine. Henüz kendini bulamamışken. Kim olduğunu bilmezken. Göçüp gideceksin, Faili meçhul karanlıklara.
Kimliksiz kalan kişiliğinin arsında kaybolup, Yeni kimlikler arayacaksın kendine. Bulamadığın için kendini. Farklı rollerin aynı kişisi olacaksın.
Sesini duyurmak istediklerin sağırlaşacak. Sesini duymak istediklerin dilsizleşeceklerdir. Hasret kalacaksındır bir frekanslık sese. Seni anlayan bir yiğide.
Yalnızlıktan beyninde oluşan sesler, Fikirlerini parçalayacak. Gözlerini ıslatacaktır. Ruhunun bedenine dar gelmesini sağlayacaktır o vakit.
Cinnet geçirmeye ramak kala, Toparlanmaya çalışacaksındır, Kalkmaya çalıştıkça düşecek, Elinden tutmayan insanları gördükçe delireceksindir.
Belki de içecek. İçtikçe daha çok azalacaksın. Eminimdir...
Benliğini aramak için sokaklara çıkacaksın. Belki de bırakmaman gerekliydi. Kendini kimselere. Her ayrılıktan, Her vazgeçişten, Her ıstıraptan sonra, almalıydın kendini.
Hayat insanlara; Üzülmek kadar saçma. Bizans kadar kahpe. Ve Afrikalı aç bir çocuğun karnı kadar boştur.
Bir kez geleceğin bu dünyada, Ahmaklıktır kendini kaybetmek.
Kaybetmek güzeldir bir yandan. Kazandığının farkına varmanda yardımcı olur.
Kaybetmek güzeldir aslında, Gidenleri arından, Elinde kalanlarla mutlu etmeyi öğretir. Fakat kendini kaybetmek kadar yoktur daha kötü olan. Çünkü kendine kaybedersen kazanamazsın. Bir şeyler elde etmeye çalışırken, hasret kalırsın elinden uçup gidenlere. Bakakalırsın ardından. Hiç bir şey diyemeyip, Hiç bir şey yapmazsın. Ve sen yine hasret kalırsın, Sesini duyanlara, Seni anlayanlara. Elinden tutup, elini bırakmayanlara. Darılırsın sonra. Elini bırakanlara. Çekip gidenlere. Ayrılanlara. Sonra bir bakmışsın, Ayrılık diyormuş Ahmet Kaya. Ayrılık diyormuş Cemal Süreyya. Ayrılık diyormuş Ahmed Arif.
Herkes ayrılık diyormuş. Ayrı ayrı geceler de Gecelerin sevenlere sabah olduğu vakitler de. Ayrılık diyormuş.
Sen ayrılık diyemezsin. Ta ki onlar ayrıldık diyene kadar. Ayrıldığını kabul edersin ama.
Ahmet Kaya gibi. Cemal Süreyya gibi. Ahmed Arif Gibi. Haykırırsın sonra. Ve katılırsın Özdemir Asaf’a.
‘’Ah ulan ayrılık, bir tek seninle ayrılamadık.’’

25 Ağustos 2015 Salı

Geri Dönüş

Aylardan sonra sana şiir yazmak,
Aylardan sonra pazar günü ceza evinde Nazım Hikmet'in güneşe çıkarılışı gibiydi.
Sana şiir yazmak, yazdığı tüm şiirleri unutmak gibiydi.

Sana şiir yazmak kabalıktı biraz.
Sana şiirler yazmak, yazının icadına fiyakalı bir gösterişti.

Sana şiir yazmak uçurum.
Karanlık bir çukurda ışık bulmak.

Sana şiir yazmak.
Uçurumun son adımında bir adım geri atmak.

Sana şiir yazmak, gözlerine bakmak gibi.
Senin kokunla doldururken dizeleri.
Sana şiir yazmak, yeni doğan çocuğun ilk gülümsemesi gibi.

Sana şiirler yazmak, geceleri mutluluktan uyuyamamak.
Gecenin karanlığına sana yazılan şiirlerle ışık tutmak gibi.

Ellerini tutar gibi kalemi tutup,
yüreğine dokunan dizeleri kağıda yazmak gibi.

Öylesine şerefli bir iş.
Öylesine mükemmel bir şiir.

Sana şiir yazmak, kafanı omzuma yasladığın günlerde ki huzur gibi.
Gözlerime bakamayışında ki çekingenlik.
Ellerindeki sıcaklık gibi.

Sarıldığım zamanlardaki kalp atışlarımın, kilometreleri kat edebilecek güce sahipliği gibi.

Sana şiir yazmak.
Herhangi bir yerde herhangi bir zamanda,
Hiç ummadığım bir anda sana rastlamak gibi.

sana şiir yazmak,
Aylardan sonra doğan güneşi hissetmek.

Sana şiir yazmak,
Nefes aldığını fark etmektir.

-Mehmet Kaya

Hayat Kurtaran Şarkı

 HAYAT KURTARAN ŞARKI

Bu yazıyı koluma bastığım sigaranın hala kolumda olan izmarit parçasından geçen acıyla yazıyorum. 
iyi okuyun
Her zaman yaralamaz bazı yazılar insanı. 


Normal bir gündü.
Biraz anormal hayatımda normal bir gündü. 
Diğer insanlar gibi dışarı çıkmamayı denedim. 
Evimde oturup babamın gözü önünde bulunmak isterken canım sıkıldı,
Mezarlığa gittim. 


Konuşmam gerek konular vardı. 
Konuşmam gereken acılar. 


ölülere çok güvenirim ben. 
Terk etmezler. 
Aldatmazlar. 
Çekip gitmezler. 
Sır saklayabilirler en azından. 
Onun için bir şeyleri anlatmak zorunda kalsam birilerine bir mezarlığın basında bulurum kendimi. 


Oturdum basladım konuşmaya. 
Dirilerden hayır görmediğim için 


Başladım anlatmaya. 
Böyle oldu şöyle oldu. 
Neden böyle oldu ki. 
Aslında ben şöyle olmasını isterdim. 


Sanki böyle olsa dahamı iyi olurdu ne. 


ilk mezarlığa gittiğim de sarhoşluktan konuştuğum mezarın sonradan adaşım olduğunu görünce biraz garipleşmiştim. 
Hiç sulamamışlardı mezarı. 
Kurumuştu. 
Yosun tutmuştu. 
Sulamaya basladım yavaş yavaş. 
Yavaş yavaş çıkarken yeşillikler mezarın tam orta yerinde
Ağır ağır anladım ki dinlendiğimi. 
Derdimi dinlemişti  sanki. 
Beni anlamıştı. 
Beni anladığı için çiçek açmıştı. 


intihar düşünceleri beynimi parçalarcasına çoğalmıştı. 
Fikirlerim acıyordu. 


Tam o sırada oturup adam gibi düşünecekken ilerlemeye basladım bizim delikanlının yanına. 
ikinci adımda ayağımın dibinde bir kağıt parçası. 
Merak ya hanı. 
Tuttum okumaya basladım. 
12 yaşında ki bir kızın dedesine özlemi yazıyordu. 


içim öylesine acıdı ki. 
Sanırsın oğluma doğduğu gibi isim vereceğim diyen babanın ölü doğmuş evladı gibiydim. 
Öyle bir acı. 


isyan cümleleri bürünmeye başlarken dilimden. 
Saydırdım içimi parçalayan bir cümleyi. 
insanın sevdiklerinden önce ölmesi Müslüm Gürses'in ''sen beni öldürdün hayatta bıraktın'' şarkısında ki dizeleri gibiydi. 


Eminim bu hayatta en çok istediğim şey sevdiklerimden önce ölmektir. 
Düşünsene;
Bu dünyada sevdiklerini elinden alıyorlar, küçük cehennemi yaşıyorsun. 
Sonra oluyorsun kaldıramadığın acılar yüzünden girdiğin günahlardan dolayı öbür dünyada büyük cehennemi  yaşıyorsun. 


Bu dünyayı cennete yakın yasmak gibi bir hayalım olmadı hiç. 
Cehennemin dibini yasadığım cehennemde yanacağım sureden çok oldu. 
Sevdiklerimden önce ölüp gittiğim zaman yakacak olan cehennem o kadarda canımı acıtmaz sanırım. 


Her şey hali hazırda iken kararımı verdim. 
Isın buyuk kısmı ki bu ısı nasıl yapacağın. 


O sırada biri beni arar. 
Şarkı çalar. 
Ahmet Kaya haykırır. 


''Ya beni sararsa memleket hasreti''


Mehmet Kaya